Görüş Bildir
EDEBİHAT-KUR'AN'IN EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE ORUÇ
Anasayfa »
2014-07-28 01:22:01 Tarihinde eklendi
Paylaş Paylaş Paylaş Paylaş Favori Arşivle Beğen
           Hayat, yıkanırken kirleten kirli bir nehir gibidir, yaşarken kirleniyoruz bu yüzden. Kirletenler maddi kirler; görünmüyor olanlardır daha çok. Görünür olsaydı, sadece su ve sabun kullanma miktarımızı arttırmamız kafi olabilirdi belki de. Ama kirlenen, kalbimiz, kirlenen zihnimiz, Allah ile olan ilişki biçimimiz ve ilişki yoğunluğumuz. Su ve sabunun kar etmeyeceği alanlar bunlar.

Kirlenen bir zihin ve kalple,  Allah ile doğru bir ilişki kuramıyoruz pek fazla. Kur’an’a dokunamıyoruz mesala. Bin kere abdest alsak, saat başı boy abdestimizi yenilesek bile kirli bir zihin ve kalp ile Kur’an’ın sofrasına oturamıyor, otursak bile Kur’an’dan ilahi faydayı elde edemiyoruz.Kural belli: Kur'an, müttakileri dosdoğru yola ulaştırır.

Oruç tuttuk, tutmayanları uyardık. Çocuklara sevdirdik, yaşlılara hoşgörü gösterdik. Sahurlara kalktık iftarlar yaptık. Susuzluktan kırıldık, açlıktan nevrimiz dönmesine rağmen aldırmadık. Açlık süremiz her gelen sene uzasa da ramazana nazlı bir misafir muamelesi yapmaktan geri durmayıp, bu aziz misafirimize yüzünü buruşturanlara yüzümüzü ekşittik. Ama orucun tutulma sebebi olan sorumluluk bilincine sahip bireyler olduk mu emin değilim.  Allah sorumluluk bilincini “umulur ki” parantezi içinde belirtiyordu; umulur ki sorumluluk sahibi bireyler olursunuz.

Haram olan yiyecekleri yememiz ve bize haram olan kadınlara yaklaşmamız bizim Allaha,  topluma ve nefsimize karşı sorumluluğumuzdur. Ama oruçtan murad edilen fayda çok daha aşkın, çok daha yüce bir boyuttadır. Günün belirli ve önemli bir süresinde yememizde hiçbir beis olmayan yiyecekleri yemekten bizi men ederek, normal zamanlarda yerine göre ibadet bile sayılabilen eşlerimizle cinsel yakınlıktan bizi uzak tutarak bizi sorumlu düşünmeye, hissetmeye ve davranmaya sevk eder Allah. Düşünün bir: susuzluktan dilimiz damağımıza yapışıp vücudumuz bir damla su için bin takla atarken ağzımıza aldığımız suyun tek bir damlacığını bile yutmadan tükürmemizi hangi güç sağlayabilirdi.

Hikâyesi vardır: bir adam sıcak bir yaz günü susuzluktan bitap düşmüş olduğu halde bir pınar başına gelir. Oruçludur ve su sepserindir. İçi gider suya. Arkasına bakar kimse yok, sağına, soluna bakar kimseler yok, buz gibi serin suyu avucuna doldurur, dudaklarına yaklaştırır “ istesem içerim” der gözlerini yukarıya kaldırarak ama senin için içmiyorum diyerek suyu avucundan döker.

Oruç bilinenin aksine toplumsal yönünden daha ziyade bireysel yönü baskın olan bir ibadet/eğitim biçimidir. Denilir ki, oruç tutarak yoksulların, açların halini anlar ve onlara daha fazla yardım etme imkânı bulmamızı hedefleyen yüce bir gayeyle farz olunmuştur; Hayır. Allah hasta ve yolculukta olanlar için tutmadıkları her bir gün için bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermesini emreder. Allah bunu bizim için bir kolaylık olsun ve sayıyı tamamlayabilmemiz için yaptığını ifade eder. Bu uyguluma toplumsal denge ve yoksulların menfaatine daha uygun görünmesine rağmen Allah “Ama bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” diyerek oruç eğitiminin/ibadetinin yoksullara faydasından daha ziyade kişinin kendi nefsi, Rabbi ve eşyayla ilişkisini düzenleme amacına matuf bir ibadet olduğunu belirtir.

Ramazan vahyin periyodik eğitim dönemidir. Bir nevi yıllık eğitim kampı. Eğer kıymetini bilirsek on bir aydan, içinde barındırdığı kadir gecesi 1000 aydan (1000 ay = 83 yıl) daha hayırlı olan çok özel bir zamandı. Bitti.

 

 

*Burada kast ettiğimiz gerçek, Kur’an’a abdestli dokunma ve dokunmama meselesi değildir. Kaldi ki abdest, Kur’an okumanın değil namaz kılmanın şartıdır.


          

Paylaş Paylaş Paylaş Paylaş Favori Arşivle Beğen

FACEBOOK YORUMLARI

AKTİFMEDYA ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

Diğer Makaleler