Görüş Bildir
EDEBİHAT-TÖVBEKAR OSMANLILAR
Anasayfa »
2014-12-10 15:41:38 Tarihinde eklendi
Paylaş Paylaş Paylaş Paylaş Favori Arşivle Beğen
                                                                             TÖVBEKAR OSMANLILAR
 
          Dil devrimi geri alınsa, yeniden Osmanlıca resmi yazı dilimiz olsa dahi büyük kaybımızı telafi etmemiz artık pek mümkün değil.

İzleri takip etsek ilk kaybolduğumuz yere dönebilir miyiz emin değilim.

Hiçbir nehirde iki kez yüzülemediğinden henüz bu kadar deforme olmadığımız zamanlarımıza geri dönmemiz artık imkânsız görünüyor.

Çok şey yitirdik o sırada. Var olma bilincimizi, benliğimizi, hafızamızı yitirdik. Geçiçi bir kayıp değildi bu yaşadığımız.  Zamanla sağalacak yaralar değildi bizi kan revan içinde bırakan.  Bin yıldan daha uzun zaman içinde ilmek ilmek işlediğimiz, acılarla sevinçlerle oluşturduğumuz kültürümüz bir anda işgal edildi düşman bellemediğimiz orduların nal sesleriyle. Marşlar söylendi, kutlamalar yapıldı. İsmine medeniyet, ismine çağdaş uygarlık düzeyine çıkış denildi bu yapılanların. Medeniyetimizle irtibatımız kopmuştu oysa. Sıfırlanmıştık. Sıfırdan başlamanın o harekete geçirici, adrenalin yüklü nefesi de yoktu üstelik ciğerlerimizde.

Dil devrimi, nesillerin birbiriyle olan bağlarını kopardı. Tarihsiz ve kültürsüz bir memleket var edildi. Yüzyılın soykırımı buydu bizim için. Biz bir ulu çınardık, kökümüzü kestiler odun olduk.

Bir eşi dahi yoktu başımıza gelenin. Kendi tarihine bu denli bir düşmanlığı tarih hiçbir zaman görmedi.  Kendi tarihini yasaklayan, kendi dilini engelleyen başka hiçbir ülke olmadı.

Kıytırık bir ayna dahi üzerinden yüz yıl geçmemişse kıytırık bir aynadır sadece. Daha değerli olmak için en azından antika olmak zorundadır o ayna.

Dil devriminden sonra edindiğimiz Latin alfabesine dayalı kültürümüz henüz bir antika kadar bile değerli değil. Ve bir antika kadar bile değerli olmayan bir kültürle büyük işler yapma gayretimiz beyhude bir uğraştan daha öte bir şey değil.

Mesele, atalarının mezar taşlarını okuyabilen nesillere sahip olmak ya da Haydarpaşa Garının üzerindeki Osmanlıca yazıları okuyabilen bireylere sahip olmanın çok ötesinde bir şey. Biz lanetlenmiş bir tarihten bakiye kaldık bu güne. Geçmişimizden utanarak bakmayı öğrettiler körpe dimağlarımıza. Utandık. 

Şheksper’den soneler, Montaigne’den denemeler okuyorum öğrencilere. 450 yıl geçmiş üzerlerinden. Bize ait değiller ama bize aitlermiş gibi tanıyor öğrenciler.

Oysa son nefesine kadar bize ait olan Fuzuli, fuzuli geliyor öğrencilere. Devletin sultanı Kanuni iken edebiyatın sultanı olan Baki, baki bir sorun olarak görülüyor sorduğum sorularda. Sultan-uş şuara Abdulhak Hamit Tarhan öleli daha seksen yıl bile olmadı. Sözlüksüz okuyabilene babayiğit deniliyor artık.

Büyük ülkeler köklü kültürlerin eseri. Bizim kökümüz kurudu bir sabah uyandığımızda. Bin yıllık bir ulu çınardık. Kestiler odun olduk.

Şimdi artık geri dönsek bile yitiğimizi bulamayacağız,  biliyorum. Ama tövbe etmemiz gerek. Osmanlıcanın yeniden öğretilmesi bir nevi tövbedir bizim için.

Tekrar büyük olmanın rüyasını görebiliriz belki. Osmanlı, bir rüyayla başlamıştı.

Paylaş Paylaş Paylaş Paylaş Favori Arşivle Beğen

FACEBOOK YORUMLARI

AKTİFMEDYA ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

Diğer Makaleler